Kalabalık bir ortamda olsan bile içten içe yalnız mı hissediyorsun?
Bulunduğun şehir, girdiğin ortamlar, hatta yanında olan insanlar değişiyor ama içindeki o tanıdık “yabancılık” duygusu hep aynı mı kalıyor?
Bazı insanlar için bu his geçici bir uyumsuzluk değil, yıllardır sessizce taşınan bir iç kopukluğun yansımasıdır. Ve çoğu zaman bu yabancılık, sanıldığı gibi dış dünyayla değil, insanın kendisiyle kurduğu bağla ilgilidir.
Bu yazıda, “her yerde yabancı hissetme” deneyimini psikolojik tanımlara sıkıştırmadan; duygu, farkındalık ve enerji katmanlarıyla ele alacağız.
Bu hissi yaşayan insanlar genellikle benzer cümleler kurar:
Bu deneyim çoğu zaman yalnızlıkla karıştırılır.
Oysa yabancı hissetmek, yalnız olmaktan farklıdır.
Yalnızlık, çevrede kimsenin olmamasıyla ilgilidir.
Yabancılık ise, kendin oradayken bile orada olmama hissidir.
Eğer sorun sadece mekân olsaydı, yer değiştiğinde geçerdi.
Ama çoğu insan şunu fark eder:
Şehir değişir, ortam değişir, insanlar değişir…
Ama his değişmez.
Bu tekrar, meselenin dış dünyada değil, iç dünyada olduğunu gösterir.
İnsan uzun süre:
zamanla iç dünyasıyla teması zayıflar.
İçeride temas yoksa, dışarıda bağ kurulamaz.
Bu noktada kişi şunu yaşamaya başlar:
Kendime bile uzakken, bir yere nasıl yakın hissedebilirim?
Yabancılık, bazen insanın kendisine olan mesafesinin dışarı yansımasıdır.
Bazı insanlar erken yaşlardan itibaren şunu öğrenir:
Bu kişiler ortamlara kolay girer, insanları iyi okur, dengede durur.
Ama bunun bir bedeli vardır.
Kendini sürekli ayarlayan insan, bir süre sonra nerede durduğunu hissedemez.
Sonuçta:
Yabancı hissetmek bazen “uyum fazlalığının” sonucudur.
Aidiyet, bir yere ait olmak değildir sadece.
Aidiyet şu hissi taşır:
“Burada olmam doğal. Yer kaplamam sorun değil.”
Bu his çocuklukta:
tam olarak yerleşmez.
Yetişkinlikte bu şu şekilde hissedilir:
Aslında kişi fazlalık değildir; sadece yerleşememiştir.
Bazen insanın hayatı dışarıdan bakıldığında “yerli yerinde” görünür:
Ama içeride:
Bu uyumsuzluk şunu doğurur:
Nerede olursam olayım, ben orada değilim
Bu bir arıza değil, bir sinyaldir.
cakra.tr perspektifiyle baktığımızda, bu deneyim özellikle iki alanla ilişkilidir:
Kök çakra dengesi zayıf olduğunda kişi:
Bu durumda dünya, kişiye yabancı gibi gelir.
Kalp alanı kapalı ya da korunmada olduğunda:
Bu da derin bağların oluşmasını engeller.
Hayır.
Ama bir eşik olabilir.
Bu his çoğu zaman şunu fısıldar:
Yabancılık bazen bir kayıp değil, bir uyanış başlangıcıdır.
Bu bir “düzeltme listesi” değildir.
Ama bazı küçük yön değişimleri destekleyici olabilir:
Aidiyet, dışarıda bulunmaz.
Aidiyet, insanın kendisine yerleşmesiyle başlar.
Bazı insanlar nerede olursa olsun kendini yabancı hisseder
çünkü henüz kendilerine tam olarak ev olamamışlardır.
Bu bir eksiklik değildir.
Bu, içsel bir çağrıdır.
Ve her çağrı gibi, duyulduğunda dönüştürür.